Prof. Dr. Kemal Çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Prof. Dr. Kemal Çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2018 Çarşamba

Tehcir Uyğulamalari ve Amerikan Vatandaşı Osmanlı Ermenilerinin durumu,


Tehcir Uyğulamalari ve Amerikan Vatandaşı Osmanlı Ermenilerinin durumu, 



Kemal Çiçek,
Kitap Hakkında, Uzman görüşleri;

Profesör Kemal Çiçek bu eserinde bugüne kadar 1915 olayları hakkında taraflarca ileri sürülen iddiaları, ideolojinin etkisi altında kalmadan, araştırmaya ve belgelere dayanan gayet titiz bilimsel bir analize tabi tutuyor ve Osmanlı, Amerikan ve Avrupa kaynaklarına dayanarak tehcire yol açan nedenlerle, tehcir sırasında ve sonrasında cereyan eden olayları gerçek ve birçok bilinmeyen yönleriyle ortaya koyuyor. Bu eser, ayni zamanda, Lozan’dan günümüze uzanan zaman diliminde Ermeni sorununun kaydettiği gelişmelerin Türk dış politikası üzerindeki etkilerine de büyük bir yetenekle ışık tutuyor. Tarih boyunca Türk-Ermeni ilişkilerini, açık fikirlilik ve objektif bir bakışla incelemek isteyen herkese Profesör Çiçek’in bu eserini kuvvetle tavsiye ederim.

Dr. Şükrü M. Elekdağ,

(E) Büyükelçi, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı

22. & 23. Dönem İstanbul Millet Vekili.”

Prof. Dr. Kemal Çiçek, ülkemizdeki Ermeni araştırmalarında özel bir yere sahiptir. Bu özelliği söylenmiş, ezberlenmiş olanla yetinmeyip yeni belge ve bilgiler araştırmasıdır. "Biz kesmedik, onlar bizi kesti” veya "mukatele oldu” ezberine indirgenmiş olan ‘soykırım’ tartışmalarında, yeni bilgi ve belgelerle Türk tezine zenginlik kattı.
Daha önce 1915 tehciri ve 1909 Adana olayları üzerine yaptığı araştırmalardan sonra şimdi "Ermeni Sorununda Tehcir ve Ötesi”ni kitaplaştırdı. 1915’ten sonra neler olduğu, Lozan’da neler yaşandığı konularında bizde çeşitli araştırmalar vardır. Çiçek bu kitabında hem bir ‘süreç’ halinde bu gelişmeleri anlatıyor, hem yine yeni bilgi ve belgelerle ilmi tarihçiliğimizi zenginleştiriyor.

Taha Akyol

Eserde Ermenilerin Osmanlı Devletinin son dönemlerinde Rusya’nın sıkı bir müttefiki olduğu gözler önüne seriliyor. Ama eserin asıl katkısı ABD arşiv belgelerinden de yararlanarak büyük fotoğrafın son derece güzel bir Türkçe ile okuyucunun bilgisine sunulması. Çalışma okunduğunda aynı senaryo ve aktörlerin hala sahnede olduğunu hissetmek zorunda kalmak, Türk aydınlarının dikkatle not etmesi gereken önemli bir husustur. 1896’da Ermenilerin ABD’de katlettikleri Halil adlı Türk’ün hazin hikayesi kitaba bir roman tadı kazandırıyor. Yazarın daha da olgunlaşan ve mükemmelleşen bilgi birikimini okuyucu ile buluşturan Astana Yayınlarını tebrik ediyorum.

Prof. Dr. İlyas Doğan

Prof. Dr. Kemal Çiçek, Ermeni sorunu konusunda sadece Türkiye'de değil, bütün dünyadaki en yetkili otoritedir. TTK Ermeni Masası Başkanı olarak bu alanda araştırmalar yapmış, Osmanlı ve ABD arşivlerinde çalışmıştır. Bu eser, Ermeni meselesini her yönüyle aydınlatan çok önemli bir çalışmadır. Ermeni meselesiyle ilgilenen herkesin mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.

Dr. Hasan Celâl Güzel

Önsöz’den,
                                                                  
Bu eser, son 15 yılda Ermeni sorunu üzerine yazdığım fakat yeni literatür ve gelişmeleri göz önüne alarak bazı ilave ve çıkartmalar yaptığım makalelerden oluşmaktadır. Makalelerin seçiminde kronolojiye sadık kalmayı ve konu bütünlüğünü sağlamayı amaçladım. Bu sebeple Ermeni sorunu hakkında yazdığım çok spesifik ve çok genel konulara dair çok sayıda çalışmama bu eserimde yer veremedim.

Bu eseri derlemekteki birincil amacım kuşkusuz yazıların daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaktır. Çünkü Ermeni sorunu hakkında çeşitli dillerde kaleme aldığım çok sayıda makalem akademik dergilerde sınırlı bir okuyucu kitlesine ulaşmıştı. Hâlbuki Ermeni sorunu üzerine gerek gazetelere verdiğim röportajlar gerekse de gazete ve dergilere yazdığım daha popüler nitelikteki yazılar toplumda daha yaygın etki yapıyordu. Bu yayınlar sonrasında okuyucularımdan Ermeni sorununun geneli hakkında görüşlerimi ortaya koyan akademik makalelerimi de kendileriyle paylaşmam konusunda çok sayıda talep aldım. Birçok okuyucum beni Ermenilerin 1915-1917 yılları arasında sevk ve iskânına dair kaleme aldığım ve İngilizce, Fransızca ve Almanca’ya da çevrilen "Ermenilerin Zorunlu Göçü 1915-1916” adlı eserimle tanıyordu. Bu eser ise spesifik olarak Ermenilerin tehciri hakkında Amerikan diplomatik belgeleri ve misyoner raporlarını değerlendirilmesinden ibaret olduğu için Ermeni sorununun geneli hakkında sahip olduğum bilgi birikimini yansıtmaktan uzak kalıyordu. Bu eserim ise Türklerle Ermenilerin komşu olmasından neredeyse günümüze kadar Ermeni sorunu hakkında genel bir kanaat edinmeye olanak verecek boyuttadır. 


Kemal Çiçek,
Prof. Dr. Kemal Çiçek,

1989’da İngiltere’nin Birmingham Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Aynı üniversiteden 1992 yılında "Zimmis (non-Muslims of Cyprus) Before the Sharia Court 1698-1730” başlıklı tezi ile doktora derecesini aldı. 1993-2012 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2002 yılında Profesör oldu. 2002-2012 yılları arasında Türk Tarih Kurumu’nda çeşitli projelerde çalıştı. 2012 Eylül ayında DTCF’den ayrılarak İpek Üniversitesi’ne katıldı. İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı olarak görev yapmaktadır.

Prof. Çiçek, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Tarihi, Azınlıklar ve Milliyetçilik hareketleri konusunda araştırmalar yapmaktadır. Prof. Çiçek’in son kitabı "The Great War and the Forced Migration of Ottoman Armenians” adıyla Athol Books tarafından İngiltere’de yayınlandı. Yazarın Ermeni tehciri konusunda yazmış olduğu "Ermenilerin Zorunlu Göçü” adlı eseri Almanca ve Fransızca olarak da yayımlanmıştır.

İçindekiler

Tarihi Süreçte Türk Ermeni İlişkileri,
Amerika’da Türk Ermeni Çatışması ve Harry The Turk Cinayeti          
Türkler Kürtler Ermeniler.
Adana Olayları Hakkında Bildiklerimiz Bilmediklerimiz
Balkan Savaşları Sonrasında Türk-Ermeni İlişkileri
I. Dünya Savaşı’nda Ermeniler: Bir Zorunlu Göç Hikâyesi.
Amerikan Kaynaklarında Tehcir.
_ Tehcir Uygulaması ve Amerikan Vatandaşı Osmanlı Ermenilerinin Durumları
Halep Amerikan Konsolosu J. B. Jackson ve Ermeni Tehcirindeki Yeri
Karekin Pastırmacıyan’a Göre I. Dünya Savaşı’nda Ermeniler ve İtilaf Devletleriyle İlişkileri    
Göçmenlerin Yaşamı,
Amerikan Ermeni Derneklerinin Lozan Görüşmeleri Esnasındaki Faaliyetleri,
1934-1935 Türk-Amerikan Tazminat Anlaşması ve Günümüze Yansımaları,
Türk-Amerikan İlişkilerinde Ermeni Diasporasının Rolü
Ermenistan Penceresinden Türkiye İle Uzlaşma Şartları
Tehcire Dair Amerikan Kaynaklarının Genel Bir Değerlendirmesi



Prof. Dr. Kemal Çiçek

Ermenilerin tehciri, sebepleri ve sonuçları konusunda Osmanlı resmi belgelerinden sonra en değerli kaynaklar hiç kuşkusuz Amerikan diplomat yazışmaları ve misyoner raporlarıdır. Alman ve Avusturya belgeleri de önemlidir. Ancak onlar Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşta müttefikleri olduğu için belgeler  bazı yazarların iddialarına göre sansürlenmiştir. Ayrıca, kamuoyu oluşturma konusunda İngiltere propaganda dairesinin üzerinde yoğun olarak çalıştığı ve kullandığı kaynaklar Amerikan çıkışlıdır. Günümüzde bile sözde soykırımın kanıtları olarak ortaya konulan belgelerin önemli bir kısmı Amerikan diplomat ve misyonerlerine aittir. Amerikan belgelerini tehcir konusunda başvurulması gereken birincil kaynak yapan ise Amerikan diplomat ve misyonerlerinin tartışma konusu olan dönemde Osmanlı İmparatorluğunda çok farklı yerlerde ve çok sayıda olmalarıdır. 

1 Nisan 1917 tarihine, yani Amerika’nın Almanya’ya resmen savaş ilan etmesine kadar, Amerikan diplomat ve misyonerleri tehcirin en önemli takipçisi, gözlemcisi ve hatta yardım faaliyetlerindeki durumlarını göz önüne alırsak, uygulayıcısı olmuşlardır.

Ancak bu öneme dikkat çekildikten sonra, Amerikan belgeleriyle ilgili vurgulanması gereken bir nokta vardır. Özellikle bugün Ermeni tarihçisi ve propagandacıları tarafından sözde soykırımı kanıtlamak için kullanılan misyoner raporlarının büyük bir kısmı savaşın bitiminden sonra Türkiye aleyhine koz olarak kullanılmak üzere American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) başkanı James L. Barton tarafından yazdırılmıştır. Dolayısıyla Amerikan tehcir kaynaklarını üç grupta değerlendirmek gerekir.

1.Tehcir esnasında Anadolu’da görev yapan diplomatların elçiliğe veya Dışişleri Bakanlığı’na yazdıkları resmi ve gizli raporlar,
2.Yardım kuruluşları veya Amerikan okullarında görev yapan misyoner lerin rapor ve hatıratları,
3.Savaş sonrasında görev yapanlara yazdırılan tanık ifadeleri ve hatıratlar.

Birinci maddede sözü edilen belgelerin büyük bir kısmı Morgenthau kanalıyla Amerika Dışişleri bakanlığına gönderilmiştir. Morgenthau Kasım 1913-Şubat 1916 tarihleri arasında elçilik yaptığı İstanbul’da her zaman iki Ermeni yardımcısının etkisinde kalmıştır. Asıl mesleği emlak yatırımcılığı ve müteahhitliktir. Bu nedenle diplomasi deneyimi ve bilgisi de yoktu. Ne Türkçe ne de Fransızca gibi görevini hakkıyla yerine getirebilmesi için gerekli dilleri bilmemekteydi. Morgenthau’nun bu zaaflarını Ermeni katipleri çok iyi değerlendirmiş ve onu Ermeni davasına hizmet eden bir diplomat haline getirmişlerdir (Morgenthau, 2004). Amerikan elçisi olarak tehcir ve uygulaması hakkında konsolos ve misyonerlerden gelen raporları kendi gözlemlerini de katarak sıklıkla merkeze iletmiştir. Bununla birlikte elçiliğin raporlarının nasıl hazırlandığını Heath Lowry eserinde (Lowry, 2001) çok ikna edici bir şekilde ortaya koymuştur. Elçilik raporlarının Morgenthau’nun iki Ermeni katibi tarafından hazırlanması bu belgelere kuşkuyla yaklaşmamız için yeterli sebeptir. Ancak çok daha önemlisi konsolosların da yazdıkları raporlarda Ermeni yardımcılarının payı olduğudur. Unutulmamalıdır ki, konsolosluk tercümanlarının büyük bir çoğunluğu İngilizce bilen Batıda okumuş Ermeni gençlerinden seçilmiştir. Bunlar genelde hiç Türkçe bilmeyen konsolosları yazdıkları raporlarla yönlendirmişlerdir. Tercümanların tesadüfen konsolosluk çalışanı olamayacakları, o dönemde Anadolu’da Ermeni siyasi partilerinin etkinliği göz önüne alındığında mümkün gözükmemektedir. Kanaatimizce, Amerika’yı savaşa ikna etmek için Ermeni tehcirini kullanan İngiliz propaganda dairesi, Taşnak ve Hınçak partilerinin de yardımıyla adamlarını ABD konsolosluklarına yerleştirmişlerdir. İzmir Amerikan konsolosu Philip Hoffman ve Beyrut konsolosu Mr. Hollis’in yazdıkları birkaç raporda Ermeni tercümanların güvenilmezliğinden yakındıkları belgelere yansımıştır. Ne yazık ki, henüz o dönemde Türkiye’de bulunan konsolosluklar hakkında monografik çalışmalar yapılmadığı için bu konudaki muhtemel delilleri şimdilik ortaya koymak mümkün değildir. Fakat özellikle Bükreş’te üstlenen Taşnak Enformasyon bürosunun hazırladığı uydurma propaganda raporlarının elçilik ve konsolosluk raporuna dönüştüğü tarafımızdan tespit edilmiştir.

Amerikan diplomatlarının raporlarının genelde ekinde yer alan ve ikinci grupta değerlendirdiğimiz misyoner raporları ve hatıratlar ise, tehcir esnasında çekilen sıkıntıları tasvir etmesi bakımından sıklıkla kullanılmaktadır. Doğrusu misyonerlerin Anadolu’nun pek çok ücra yerinde görev yapmış olmaları tarihçiler için önemli bir şanstır. Sonuçta Osmanlı İmparatorluğu ile savaşa giren Batılı diplomat ve misyonerlerin sınır dışı edilmelerinden sonra olaylara en yakın kalan Batılı gözlemciler onlardır. Sayıları hiç de azımsanmayacak kadar fazladır. ABCFM verilerine göre savaş öncesinde Anadolu’da 145 misyoner yüzlerce merkezde görev yapmaktaydı. Kendilerine 800 kadar yerli Hıristiyan yardımcı oluyordu ve bunların çoğu Ermenilerdi (Barton, 1930). Ne var ki, misyonerlerin çoğu kez yazdıkları olaylara tanık olmadan, bağlantıda oldukları Ermenilerin ağzından bilgi verdikleri gözden kaçmaktadır. Gerçekten de misyonerlerin yazdıkları ciddi bir analize tabi tutulduğunda doğrudan tanık oldukları olayların son derece az ve sınırlı bir alana ait olduğu görülmektedir. Ancak, yine dikkat çekicidir ki, misyonerlerin büyük bir kısmı gerek gözlem raporlarında gerekse de hatıratlarında pek çok olayı tanıkmış gibi tasvir etmektedirler. Buna rağmen eleştirel bir göz, raporu dikkatle okuduğunda tanık olunan değil, tanık olduğunu söyleyenlerin tanıklığının anlatıldığını kolaylıkla görecektir.

Üçüncü grupta değerlendirdiğimiz ve 1918 yılından itibaren James L. Barton tarafından misyonerlerin yeminli raporları şeklinde ortaya konan kaynak grubu ise olayların üzerinden 3-4 sene geçtikten sonra kaleme alındığı için pek çok maddi hata içermektedir (Barton, 1998). Bu belgelere eleştirel bir gözle bakıldığında yer, tarih ve kişilerin birbirleriyle karıştırıldığı daha kolay tespit edilebilmektedir. Ancak çok daha önemlisi, bu tanık ifadeleri maksatlı olarak yazdırılmıştır. I. Dünya savaşının bitiminden sonra ve Paris Barış Konferansı öncesinde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin mağdur olduklarını, katliama uğradıklarını ve devlet kurma haklarının ellerinden alındığını öne süren Ermeni lobisi, konferansa katılan ülke delegasyonlarını ve özellikle kamuoyunu ikna etmek için abartılmış tehcir hikayelerine gereksinim duymuştur. Bu yüzden Ermenilerin suçlu ve tahrik edici olduklarını gösteren hiçbir tasvir bu misyoner raporlarında yer almamıştır. Hemen, bütün tanık ifadeleri tehcir esnasında Ermenilerin çektikleri sıkıntıları, tutuklamaları ve tanık olunmayan ama duyulan katliamları yazmışlardır. Sayıları Ermenilerden çok daha fazla olmasına rağmen Müslüman mültecilerin dramı bu ifadelere veya raporlara çok çok az yansımıştır. Misyonerler yazıklarıyla kafalarında adeta bir “getto” meydana getirmişlerdir: Halbuki Anadolu Hıristiyanları bu tür bir tecrit hayatı asla sürmemişlerdir. Mesela Kafkasya’dan sürgün edilen ve yollarda açlık, susuzluk ve salgın hastalıklardan dolayı Ermenilerden fazla kayıp veren Müslümanların trajedisi, misyonerler raporlarına hiç yansımamaktadır (McCarthy, 1998). Dolayısıyla misyoner raporları ve savaş sonrası kaleme alınan tanık ifadeleri duygu sömürüsü yapmak ve Ermenilere sempati duyulmasını sağlamak amacıyla kaleme alınmıştır. Bunların yaşanan olayları tüm çıplaklığı ile yansıttığı söylenemez. Nitekim Amiral Bristol de raporlarında sıklıkla misyonerlerin tehcir sırasında tek taraflı, tutarsız, gerçek dışı, abartılı ve yanlış yönlendirici bilgilerle kamuoylarını yanılttığından yakınmıştır.

Bununla birlikte kuşkuyla bakılmak koşuluyla Amerikan belgeleri, Ermeni tehcirinin daha iyi anlaşılması için kullanılması elzem bir kaynak grubudur. Bir tarihçi için bu belgelerin kullanımındaki en tehlikeli tuzak, bu raporları mahkeme tutanağı gibi gerçek bir hukuki belge olarak ve Türk milletinin geçmişini mahkum etmek amacıyla kullanmaktır. Amerikan belgeleri Osmanlı belgeleriyle birlikte kullanıldığında, tehcir hakkında bugün Ermeni tarihçiliğinin ortaya attığı pek çok gerçek dışı detaya açıklık kazandırmaktadır.

EKLER;

EK 1

EK 2

 EK 3

EK 4



,

EK 5

 EK6
 EK7

 EK8





Kaynakça

Barton, James L. (1930). Story of Near East Relief (1915-1930), An Interpretation, New York

Barton, James L. (1998). Turkish Atrocities: Statements of American Missionaries on the Destruction of Christian Communities Ottoman Turkey, Michigan

Lowry, Heath W. (2001). The Story Behind Ambassador Morgenthau’s Story, İstanbul

McCarthy, Justin (1998). Ölüm ve Sürgün: Osmanlı Müslümanlarına Karşı Yürütülen Ulus Olarak Temizleme İşlemi 1821-1922, İstanbul

Morgenthau, Henry (2004). United States Diplomacy on the Bosphorus: The Diaries of Ambassador Morgenthau, Gomidas Institute[:en]

Barton, James L. (1930). Story of Near East Relief (1915-1930), An Interpretation, New York

Barton, James L. (1998). Turkish Atrocities: Statements of American Missionaries on the Destruction of Christian Communities Ottoman Turkey, Michigan Lowry, Heath W. (2001). The Story Behind Ambassador Morgenthau’s Story, İstanbul

McCarthy, Justin (1998). Ölüm ve Sürgün: Osmanlı Müslümanlarına Karşı Yürütülen Ulus Olarak Temizleme İşlemi 1821-1922, İstanbul

Morgenthau, Henry (2004). United States Diplomacy on the Bosphorus: The Diaries of Ambassador Morgenthau, Gomidas Institute

Not;

Kemal Çiçek, “Amerikan Kaynaklarında Tehcir”, Türk-Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar, 2008, s. 323-344’den kısaltılmıştır.

http://turksandarmenians.marmara.edu.tr/tr/tehcire-dair-amerikan-kaynaklarinin-genel-bir-degerlendirmesi/




http://www.astanayayinlari.com/Ermeni-Sorununda-Tehcir-ve-Otesi,PR-61.html



****

5 Şubat 2016 Cuma

Talat Paşa’nın evrak-ı metrûkesi...




Talat Paşa’nın evrak-ı metrûkesi...

 



Tehcir bölgelerine ulaşan (veya hayatta kalan) Ermeni sayısının 1 milyonu geçtiği belgeler ve konsolos raporlarına göre sabittir. Yayımlanan belgeler tehcirin resmini elde etmeye olanak vermemekte, Bardakçı’nın pek çok kez iddia ettiği gibi Talat Paşa’nın ‘metruk evrakı’ da tehcir hakkındaki tartışmaları bitirmeyecek Murat Bardakçı’nın Talat Paşa’nın özel arşivinde bulunan belgelerden seçerek hazırladığı eser, sonunda New York Times gazetesine de konu oldu. Sabrina Tavernisa adlı muhabir haberinde kitabın akademik çevreleri sessizliğe boğduğunu iddia etti. Halbuki bu eser, içerdiği belgeler ve yazarın önsözünde değindiği bazı noktalar sebebiyle basınımızda ve akademik çevrelerde çok büyük bir yankı uyandırmıştı. Ancak yazmış olduğumuz tenkit, akademik prosedür gereği henüz yayımlanmadığı için biz de sessiz kalanlar arasında suçlandık.

New York Times’ın haberi karşısında bu özetin yayımlanması farz oldu.
Önsöz hariç beş bölümden oluşan bu eser, her ne kadar Ermeni tehciri ile ilgili bilinenleri tersyüz edecek bir eser olarak sunulsa da, aslında eserin tamamı Balkan savaşları sonrasında Anadolu’daki mülteci hareketlerini sayılar ve grafiklerle ortaya koymaktadır.
Kanaatimizce yazarın vurguladığının tam tersine eserdeki belgeler arasında en orijinal ve önemli olanlar Balkan Savaşı öncesi ve sonrasında Anadolu’ya gelen muhacirlerle ilgilidir. Bu belgeler bu konudaki literatüre kesinlikle önemli bir katkı yapacaktır. Ancak biz burada ilgi alanımız gereği ve elbette Murat Bardakçı’nın Ermeni tehciri ile yeni ve çok önemli belgeler yayımladığı şeklindeki vurgusu sebebiyle sadece tehcirle ilgili belgeler hakkında kısa bir değerlendirme ile yetineceğiz.

Talat Paşa konuştu tarihçiler sustu mu? Öncelikle eserde yayımlanan belgeler arasında az sayıda da olsa Ermeni nüfusu ve tehcir sonrasında sevk olunan Ermenilerin sayısı, tahliye ve iskân bölgelerini gösteren çok önemli belgeler ile haritalar bulunduğunu vurgulamak gerekir. Ancak bu eserin Ermeni tehcirinin aydınlığa kavuşmasını sağlayacak nihai bir belgeler demeti içerdiği iddiası pek de isabetli değildir. Buradaki belgeler sadece Muhacir İdaresi’nin bütün faaliyetleri hakkında genel bir fikir edinmesi için Talat Paşa’ya takdim edilen belgelerden oluşmaktadır ve mesela Oral Çalışlar’ın anladığı şekilde “Resmi hesaplara göre Tehcir’den sonra Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilerin sayısı 972 bin azalmıştır” şeklinde bir değerlendirmeye olanak vermemektedir.

Bu yanlış değerlendirmelerin sebebi aslında Sayın Bardakçı’nın önsözünde yazdıkları olsa gerektir.

Sayın Bardakçı eserin önsöz kısmında (s.12) Ermeni tehciri ile ilgili yayımladığıbelgelerin Hürriyet gazetesinde yayımlandığı zaman çok büyük ses getirdiğini belirttikten sonra o dönemde kendisine yöneltilen eleştirilere üstü kapalı yanıt vermekte ve ‘tehcirin mimarının’ ilk kez konuştuğunu iddia etmektedir. Sayın Bardakçı’nın Hürriyet’teki ‘Talat Paşa’nın Kara Kaplı Defteri’ başlığı ile yaptığı yayına o dönemde yapılan en önemli itiraz, defterin ve özellikle tehcir edilen Ermenilerle ilgili belgedeki el yazısının Talat Paşa’ya ait olmadığı idi. Sayın Bardakçı bu itirazı kabul etmiş görünmekte, ancak Talat Paşa’nın ilk defa konuştuğu şeklindeki tespitinde ısrar etmektedir. Halbuki Enver Bolayır’ın 1946 yılında yayınladığı hatıratta da Talat Paşa hem tehcir hem de döneme ait diğer havadise dair ne düşündüğünü zaten söylemiştir. Hatta Stanford J. Shaw ‘From Empire to Republic’ adıyla yayınlanan beş ciltlik eserinin 1. cildinde Rauf Orbay’a dayanarak yine Talat Paşa’nın tehcir hakkındaki görüşlerine yer vermiştir.

Arşiv ve arşiv sahibi

Sayın Bardakçı, elbette Paşa’nın özel arşivindeki evrakın ilk defa basılmasıyla, Talat Paşa’nın ilk defa konuştuğunu iddia etmenin başka bir şey olduğunu bilmektedir, ama o bu şekilde araştırmasını daha çekici kılmayı tercih etmektedir. Bardakçı’ya katılmadığımız diğer bir nokta da şudur: Elbette bu tür belgeler maiyet mensupları tarafından hazırlanmış olsa da ilgili devlet adamlarına takdim edildiği andan itibaren o belgeler artık o devlet adamının arşivine aittir. Ancak, arşivde bulunan her malzemeye o arşiv sahibi katılıyor diye bir iddia çok doğru olmaz. Her türlü malzeme arşivde bulunabilir. Orada yazan her şeye Talat Paşa’nın katıldığını söylemek doğru değildir.

Sayın Bardakçı’nın önsözünde yazdıkları Türkiye’de 1915 olayları ile ilgili özellikle son yıllarda çıkan literatürü haksız olarak küçümsemekte, Türk yazarların özel arşivlerin önemini göremediklerini belirtmektedir (s. 16). Hâlbuki pek çok tarihçi bilinen özel arşivleri kullanarak dönem ve aktörleri hakkında yüzlerce çalışma ortaya koymuştur. 1915 tehciri ile ilgili eldeki veriler ışığında toplam sayılara dayalı araştırma yapılmadığını iddia etmek de doğru değildir. Pek çok yerli ve yabancı araştırmacı bu konuda onlarca eser vermiştir.

Ancak paylaşılmayan ve kişiye özel arşivlerde tutulan belgelere ulaşılamaması bilimsel açıdan bir eksiklik olarak değer-lendirilemez. Yazarın Ermeni sorunu ile Türk tarihçilerinin yetersizliğini ortaya koymak için yaptığı alıntılar (Bkz. s. 14) ilgili literatüre gazete başlıklarından ibaret bir aşinalık içinde olduğunu göstermektedir. Bu arada soykırım tasarılarının 17 ülke parlamentosunda kabul edildiği şeklindeki tespiti (s. 15) yanlıştır, doğrusu 19 ülke olmalıdır.

Rakamlar sürpriz değil, şaşırtıcı da

Bu eserde bir kısmı ilk kez yayımlanan Ermeni tehciriyle ilgili belgelerin önemi ve literatüre yapacağı muhtemel katkıları hakkındaki tespitlerimize gelince; eserde yer alan ve Bardakçı’nın da üzerinde önemle durduğu, hatta tehcir edilen Ermeniler hakkında tek doğru belge gibi sunduğu belge 1. bölümde 77. sayfada yer almaktadır. Bu belgede sevk olunan Ermeni miktarı 924?bin 158 olarak vilayetler bazında verilmektedir.
Bu belgenin, yazarın iddia ettiği gibi tehcir araştırmalarında bilgileri değiştirecek bir etki yaratmadığı aynı yazıyla benzer bir belgenin ATASE tarafından yaklaşık üç yıl önce yayımlanması sonrasında görülmüştür. Şu var ki Bardakçı tarafından yayımlanan istatistik aynı kalemden çıkmakla birlikte daha geç tarihli olmalıdır. Çünkü ATASE belgesinde sevk olunmamış görünenler 413 bin 067 olmakla birlikte, Bardakçı’nın yayımladığı belgede sevk olunmuş görünenler ilave olunduğunda 810.729 olmaktadır.
Kısacası, Bardakçı’nın iddiasının aksine sevk olunan Ermenilerin sayısının yüksek olması ‘Türk okuyucuya tahmin ettikleri miktardan daha yüksek’ (s.13) gelmemiştir. Yazarın da belirttiği gibi tehcir ‘geniş çaplı bir yer değiştirmedir’ ve bu rakamın içinde Anadolu içerisinde bir ilden bir ile yapılan sevkiyat dahildir. Başka bir deyişle bu rakam örneğin Van’dan İzmit’e, İzmit’ten Kütahya’ya veya Kütahya’dan Afyon’a yapılan tehciri de içinde barındırmaktadır. Dolayısıyla Bardakçı’nın yayımladığı bu belge, örneğin bizim eserimizde verdiğimiz 700 bin civarında sevk olunan Ermeni olduğu şeklindeki bilgileri değiştirmemektedir.

Maalesef yazarın belge hakkında yaptığı ilk değerlendirmeler (Hürriyet 25-27 Nisan 2005), diasporanın bazı Ermeni tarihçilerinin söz konusu rakamı Suriye ve civarına yapılan Ermeni tehciri şeklinde anlamalarına sebep olmuştur. Halbuki Bardakçı tarafından yayımlanan belgede çok sayıda tutarsızlık vardır. Bir örnek vermek gerekirse; Ankara Ermeni nüfusunun tamamı (47 bin 224) sevk olunmuş görülmektedir ki bu yanlış olmalıdır. Ankara Katolik ve Protestan Ermenilerinin yerinde bırakıldıkları konusunda şüphe yoktur. Yine Bardakçı’nın yayımladığı belgede birçok vilayetin Ermeni nüfusu ile sevk olunan nüfus aynıdır. Bu vilayetlerden yine Canik, Halep, Adana gibi vilayetlerde kısmi sevk yaşandığı bilinmektedir. Bunun açıklaması şudur: Yayımlanan liste sadece Gregoryen Ermeni nüfusuna aittir.

Bu tespiti yaptıktan sonra 77. sayfada yayımlanan belgenin tehcir ile ilgili bilgilerimize önemli bazı katkılar yaptığını da belirtmek yerinde olacaktır. Örneğin ATASE tarafından yayımlanan belgede (C.I. s. 444) Konya vilayeti eksiktir. Burada ise rakam 4 bin 381 olarak verilmektedir. Buna karşılık eserdeki belgede de Van vilayeti eksik iken, ATASE belgesinde vardır. İki belge arasında sevk olunan sayılar birbirinden çok az da olsa Erzurum, İzmit, Trabzon gibi bazı yerlerde farklıdır.

Metrûk yetimler ve metrûk Ermeni malları meselesi... Eserde yayımlanan ve tehcirin farklı yanlarını ortaya koyan belgelerde de pek çok yoruma muhtaç rakam vardır. Örneğin eserin 89. sayfasında yer alan ‘Ermeni Eytamı’ (Ermeni Yetimleri) ile ilgili belgedeki yetim çocuk sayısı çok azdır. Muhtemelen bu sayılar; devletin yardımıyla devletin kurumlarında, devletten aldıkları yardım karşılığında yabancı okul ve bakım evlerinde bakılan veya para karşılığı Müslüman hanelerine dağıtılan Ermeni yetimleri kapsamaktadır.

Yine örneğin 91. ve 93. sayfalarda verilen ‘Ermenilerden Metrûk Boş Haneler Mikdarı’ ile ilgili sayılar da çok düşüktür ve büyük bir olasılıkla belgenin hazırlanış tarihi itibarıyla muhacirler, askerler veya devlet memurları tarafından resmen teslim alınmamış olan boş Ermeni evlerinin sayılarını göstermektedir. Bu istatistiklerin tehcir edilen Ermenilerle ilgili veriler yerine, muhacirlerin iskânı ile ilgili veriler arasında yer alması bu tahminimizi güçlendirmektedir. Bardakçı’nın yayımladığı ve yanlış değerlendirmelere yol açabilecek belgelerden birisi de ‘istimlâk olunan arazi ve çiftlik?’ hakkındadır. Önemle vurgulanmalıdır ki 97-99. sayfalarda yer alan belgeler Osmanlı ile savaş halinde olan ülkelerin vatandaşları olan Rum, Ermeni ve ecnebilere ait olup, devlet tarafından el konulan arazi ve çiftlikleri göstermektedir. Bu istatistikler kesinlikle tehcir edilen Ermenilerin geride bıraktıkları mallar (emlak-ı metrûke) listesi değildir. Buna mukabil 101. sayfadaki istatistikler Ermeni ve Rumların tehcir edilmesi sonrası boş kalan ve kayıt altına alınan mülklerdir. Bunlar emlak-ı metrûke olarak kaydedilmiş olup, devletin el koyduğu mallar değildir.
Ancak bu listenin eksik olduğu açıktır. Örneğin Adana çiftlikleri burada kayıtlı değildir. Kayda geçirilen diğer vilayetlerin listesinin tam olduğunu ispatlayan bir kayıt da yoktur. Bu nedenle listedeki çiftliklerin henüz üretim için kimseye dağıtılmamış ya da iskâna açılmamış çiftliklerin listesi olma olasılığı yüksektir. 103. sayfadaki Ermenilerin üzerindeki maden işleme imtiyazları hakkındaki belge tarihsiz olduğu için yorumlanması zordur. Bu listenin tehcir edilen Ermenilere ait maden imtiyazlarını göstermesi olasılığı daha yüksektir.
Doğru okunan yanlış anlaşılan tablolar... Eserin 2. bölümünde yer alan ve Ermeni tehcirinin vilayetlere ve livalara göre dağılımını gösteren cetveller yukarıda da değinildiği gibi ATASE tarafından yayımlanan belgeden (C. I., s. 445) çok az da olsa farklıdır. Listedeki bazı sayıların sonradan güncellendiği anlaşılmaktadır. Bu listede 1915 itibariyle nüfus (s.109) verilerinin tehcir öncesi kesin nüfus sayımını gösterdiğini düşünmek mümkün değildir. Bununla birlikte listeleri hazırlayan idarecilerin yerli ve yabancı Ermeniler ayrımı yapması da ilginç bir detay olarak belgelerde dikkat çekmektedir. Sayın Bardakçı ‘Yabancı Ermeniler’ kategorisini ‘başka yerlerden buraya sevk edilenler’ şeklinde değerlendirmektedir ancak bu yorum çok tartışılabilir. Çünkü Osmanlı nüfus dairesi bir kişi (burada Ermeniler söz konusu da olsa) 30 yıl dahi bir kazada yaşasa, nüfus kaydını oturduğu yere nakletmediği sürece kendisini yabancı ahali olarak kaydetmektedir. Bu yüzden yabancı kategorisini dışarıdan buraya tehcir edilen Ermeni şeklinde yorumlamak her zaman gerçeği yansıtmayabilir. 

Diğer taraftan ‘ahir mahallerde’ kategorisi mevcut iskân yeri kesin olarak belirlenen Ermenileri göstermektedir. Önemli bir nokta da bu listelerde ihtida eden Ermenilerin veya ihtida başvurusu sonuçlandırılmamış olanların belirtilmemesidir. Halbuki elimizde bazı kazalar için bu kişilerle ilgili listeler vardır. Örneğin Amasya ve Merzifon’da Ermeni nüfusun yüzde 17’si ihtida etmiş ve resmi yetkililere başvurmuştur. Yine misyonerler tarafından Müslümanlaştırmak amacıyla Müslümanların yanına yerleştirildiği iddia edilen ve sayıları bazı kaynaklarda 90 bin olarak verilen Ermenilere ait bir veri de Talat Paşa’ya teslim edilen listelerde yer bulmamıştır.
Öte taraftan örneğin Zor’a tehcir edilen (Resulayn dahil) Ermeni sayısının (s. 131) belgenin hazırlandığı (Bardakçı’ya göre 1916 sonları ya da 1917 başları) tarihte sadece 6 bin 979 olarak verilmesi çok sayıda ölüm meydana geldiği şeklinde yorumlanabilir. Bu yorumu yapmak için başka bir sebep de Amerika’nın Halep konsolosunun 1916 yılı şubat ayında hazırladığı listede Zor Mutasarrıflığı ve civarında 300 bin Ermeni sürgün görünmektedir. Bu kadar insanın yıl sonunda yok olması farklı anlamlar yüklenmeye müsaittir. Bu tür karşılaştırmaları diğer yerler içinde yapmak ne yazık ki mümkündür.
Her ne kadar Bardakçı’nın da doğru bir şekilde işaret ettiği gibi, yayımlanan belgelere bakarak tehcir öncesi ile sonrasında tespit edilen nüfus arasındaki farkı, doğrudan kayıplar olarak çıkarsamak yanlış olsa da, pek çok tarihçi ve amatör tarihçiliğe soyunan köşe yazarı kolaycı bir yaklaşımla veya kasıtlı olarak bu çıkarımı yapmaktadır. Halbuki Trabzon, Erzurum, Bitlis ve Van’dan Rusya’ya veya başka ülkelere kaçanlar ‘sevkolunan Ermeniler’ için hazırlanan listeye girmemişlerdir. Bunların sayısı ise Ermeni kaynaklarına göre bile 350 binden az değildir. Dolayısıyla başta Van olmak üzere tehcir edilmiştir hanesinde ‘0’ yazan pek çok il bu gözle okunmalıdır. 
Diğer taraftan Van ve Sasun isyanları sırasında ölenler de listede yoktur.  Kaldı ki s. 109’daki listede muaf ermeni sayısı 284.157 gözüküyor. Aynı belgenin notlarında yüzde 30 artırımın makul olduğu belirtiliyor ve 350-400 bin muafın normal sayı olduğu belirtiliyor ki bu rakam
misyoner raporlarıyla uyumludur.

900 bin Ermeni yok mu oldu?

Toplamda ise tehcir bölgelerine ulaşan Ermeni sayısının bir milyonun üzerinde olduğu resmi Osmanlı belgeleri ve konsolos raporlarına göre sabittir. Bu itibarla, kısaca ifade edersek, burada yayımlanan belgeler tehcirin tam bir resmini elde etmeye olanak vermemekte, Bardakçı’nın pek çok kez iddia ettiği gibi Talat Paşa’nın ‘metrûk evrakı’ da tehcir hakkındaki tartışmaları bitirmeyecektir.

Bununla birlikte belgelerin herhangi bir şekilde değerlendirilmeden okuyuculara sunulduğu bu eserden sonra, tehcir öncesi Ermeni nüfus (1 milyon 500) bin) ile 972.246 kişi olan tehcir sonrasındaki nüfus (Bkz. s. 109) arasındaki fark (Lepsius’un 1 milyon 845 bin rakamını kabul eden) kolayca yaklaşık 900 bin kişinin öldüğü şeklinde Türk kamuoyuna, akademik araştırmaların hâlâ devam ettiği bir konu hakkında doğru olmayan bir tablo sunacaktır.

Prof. Dr. Kemal Çiçek : Türk Tarih Kurumu Ermeni Masası


..