25 Ağustos 2016 Perşembe

1895 MARAŞ ERMENİ OLAYLARI ve AMERİKALI MİSYONERLER., BÖLÜM 1





1895 MARAŞ ERMENİ OLAYLARI ve AMERİKALI MİSYONERLER., BÖLÜM 1



KAHRAMANMARAŞ SEMPOZYUMU, 

Hasan Babacan
*Yrd.Doç.Dr., Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim Üyesi, İSPARTA.


Bilindiği üzere Osmanlı Devleti farklı etnik köken ve dini inanışa sahip unsurların bir arada yaşadığı bir ülke idi. Osmanlı'yı meydana getiren bu unsurlar önceleri hiçbir şekilde etnik kökenleriyle anılmazlar, dini ve mezhep ayrılığı temelinde ayrı bir millet olarak nitelendirilirlerdi.
Dolayısıyla bu unsurlar, Türk, Rum, Bulgar, Ermeni, Arap olarak değil; Müslüman, Katolik,Protestan, Gregoryen, Ortodoks veya Yahudi 
olarak adlandırılırlardı. Bu topluluklar kendi dillerini konuşmakta, kendilerine ait dini ve eğitim kurumlarını açmakta serbestlerdi.
Osmanlının başlangıçta dini temele dayanan bu millet sistemi, Fransız İhtilalinden sonra ortaya çıkan milliyetçilik ve hürriyet fikirlerinin etkisiyle XIX. Yüzyılın başlarından itibaren etnik temellere dayanmaya başladı. O güne kadar kendi dil, din ve kültürlerini koruyabilen azınlıklar, bu yeni düşünce akımlarından ilk etkilenen unsurlar oldular. Çünkü, bu unsurlar daha çok ticaretin yanı sıra, Osmanlı yönetimi içinde diploması, basın yayın ve tercüme işleriyle uğraşmaları ndan dolayı batılılarla daha yakın ilişki içerisinde olma imkanlarına sahiptiler. 
Bu nedenle milliyetçi ve hürriyetçi fikirleri daha yakından takip edebiliyorlar ve daha çabuk etkileniyorlardı.

Öte yandan sanayi inkılabıyla Avrupa'da başlayan sömürgecilik faaliyetleri, Orta doğu, Asya ve Uzak doğu üzerinde yoğunlaşan yeni sömürge arayışlarında, batılı Emperyalist devletler tarafından, Osmanlı toprakları önemli bir merkez ve atlama taşı olarak görülüyordu. Düvel-i Muazzama denilen dönemin büyük devletleri sömürgeci politikalarını rahatça gerçekleştirmek için " Şark Meselesi " adı altında felsefi bir kılıf da bulmuşlardı.

Emperyalist devletler Şark Meselesi'ni kendi lehlerine halledebilmek için Osmanlı tebaası durumundaki azınlıkları, onların milliyetçilik ve Osmanlı'ya karşı hürriyetçi duygularını tahrik ederek yönlendiriyorlardı. Böylece Türkleri Avrupa'dan sonra da Anadolu'dan çıkarıp atabileceklerdi. Coğrafya yakınlığı dikkate alınarak başta Rusya olmak üzere İngiltere ve diğer Avrupa devletleri Balkanlar, Ortadoğu ve Akdeniz'e hakim olabilmek için bu bölgelerde kendilerine yandaş olabilecek toplulukları etkilemek amacıyla bu unsurları önce misyonerler
aracılığıyla dini yönden sonra da siyasi yönden kullanmaya başladılar.

Osmanlı Devleti'ni kendi emelleri doğrultusunda parçalamak isteyen Emperyalist Avrupa devletleri, misyonerleri, tüccarları siyasi ve askeri güçleri gibi her türlü imkanı kullanarak azınlık milliyetçiliği temelinde hareket ederek emellerine yaklaşmaya başlamıştı. 
Bunun ilk göstergesi olarak Balkanlardan başlayan bağımsızlık hareketleri göz önünde tutulduğunda, Sırp İsyanı, Mora İsyanı ve bunların ardından Doğu Anadolu'da Ermeni meselesinin ilk kıvılcımlarının belirmesi yönündeki kronoloji dikkat çekici ve hızlı bir seyir takip eder. 
Şark Meselesini halletmek sloganıyla hareket eden düvel-i muazzama, Balkanlardaki Hıristiyan unsurları Osmanlı Devletinden kopardıktan sonra bütün ilgilerini Doğu Anadolu'daki Ermenilere yönlendirmişlerdi.

Özellikle Balkanlardaki azınlıkların başarısı Ermeniler için önemli bir örnek teşkil ediyordu. Balkanlardaki unsurlar milliyetçilik duygularıyla Osmanlı'ya karşı giriştikleri bağımsızlık mücadelesinin ardından, yüzyıllardır devlete bağlılıklanyla bilinen, devletin her türlü kademesinde görev alan, en mahrem bilgilerine bile vakıf olabilecek mevkilerde bile görev alan, hatta Osmanlı Parlamentosuna mebus olarak girdikleri görülen Ermeniler nasıl oldu da devlete karşı gelmeye, hatta XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ayaklanmalar çıkarmaya başlamışlardı? 
Bu sorunun cevabı batılı misyonerlerin Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdeki faaliyetlerinde ve Anadolu'nun coğrafi ve nüfus bakımından kritik bölgelerinde açtıkları yabancı okullarda aramak gerekir.

Görünüşte dini maksatlarla faaliyet gösteren misyonerlerin, zamanla siyasi, ekonomik, sosyal ve idari alanlara da müdahale ettikleri de görülmüştür. Kendilerini kilisenin ve incilin hizmetkarı olarak adlandıran misyonerler, emellerine ulaşmak için her yolu kullanıyorlardı. 
Bu amaçla gittikleri ülkenin dilini, dinini ve kültürel özelliklerini öğrenerek inceleyerek ona göre hareket ediyorlardı. 
Bu nedenle misyonerler, bazen bir doktor, öğretmen, din görevlisi ve hatta barış gönüllüsü olarak faaliyetlerde bulunabiliyordu. 
Dolayısıyla kendi gerçek amaçlarına ulaşabilmek için okul, matbaa, hastane gibi kurumlar açarak faaliyet alanlarını halka daha yakın olarak geliştiriyorlardı. Özellikle üzerinde durdukları kurumlar çeşitli seviyelerde açtıkları okul ve kolejlerdi. Çünkü eğitim yoluyla Hıristiyanlaştırmak ve kendi emellerine çekmek daha kolay olacaktı.
Ermeni Meselesi'ni Şark Meselesi'nin bir parçası olarak değerlendirerek hareket eden batılı güçler, dört bir yandan misyonerlerini onlar üzerine gönderiyorlardı. Ancak bu misyonerlerin her biri Gregoryen olan Ermenileri kendi mezheplerine çekme gayreti içinde idiler. 
Şöyle ki, Fransızlar Katolikleştirmeye, Ruslar Ortodokslaştırmaya, İngilizler ve Amerikalılar ise Protestanlaştırmaya çalışıyorlardı. XIX. 
Yüzyıldan itibaren Almanların da Ermeniler için çalışan misyonerler gönderdiği ve eğitim faaliyetlerinde bulundukları görülmüştür.
Özellikle 1856 Islahat Fermanı'nın getirdiği vicdan hürriyeti prensipleri çerçevesinde mezhep değiştirme serbestliğinden de istifade ederek, 
her seviyede açtıkları okullarda eğitimi, Katolikleştirme ve Protestanlaştırmanın bir aracı olarak gördüler. Bu okulların en önemlileri, 1830 tarihli Türk-Amerikan Ticaret Antlaşması'na göre "en ziyade müsaadeye mahzar devlet" olma hakkını elde eden Amerikalılar tarafından açılmışlardı. Böyle üstün bir imtiyazı elde eden amerikan misyonerler, Osmanlı ülkesini baştan başa işgal etmişlerdi. Önceleri faaliyetlerini Yahudi ve Müslümanlar üzerine yoğunlaştıran Amerikalı misyonerler, bunlar üzerinde başarılı olamayınca Ermenilere yöneldiler. 
Osmanlı Devletinde faaliyet gösteren önemli Amerikan misyonerlerinden Cyrus Hamlin'in "Doğu'nun Anglo Saksonları" dediği Ermeniler onlar için en uygun hedefti. Osmanlı Devletinde Ermeni Meselesinin doğmasında ve Ermeni komitelerinin faaliyetlerini arttırarak silahlı eylemlere başlamasında bu dönemin Amerikan misyonerlerinin büyük rolü olduğu bilinen bir gerçektir.

Amerikalı misyonerler tarafından açılan okulların büyük bir kısmı 1810'da Boston'da kurulan ve kısaca "American Board" olarak anılan, American Board of Comissioners for Foreign Missions (ABCFM) adlı teşkilat tarafından açılmıştır. Bu teşkilatın ilk misyonerleri 1820 tarihinden itibaren başta İzmir olmak üzere kıyı şehirlerinden başlayarak Osmanlı ülkesinde boy göstermeye başlamışlardır. 
Osmanlı topraklarını faaliyet alanları olarak, Avrupa (Filibe, Selanik, Manastır), Doğu (Harput, Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis) Batı  (İstanbul, İzmit, Bursa, Merzifon, Kayseri ve Trabzon) ve Merkezî Türkiye (Torosların güneyinden Fırat nehri vadisine kadar özellikle Maraş ve Antep illeri) olmak üzere dört misyon bölgesine ayırdılar 1.  XX. Yüzyılın başlarında Doğu, Batı ve Orta Türkiye 
Misyonlarına ait yaklaşık 20 bin öğrencinin öğrenim gördüğü 337 okul vardı 2.

1895 yılında patlak veren Maraş Ermeni olaylarında etkili olan Maraş Amerikan Kız Koleji ve bu kolejde görev yapan Amerikalı öğretmenler  önemli rol oynamış tır. Maraş'taki bu kolej 1882 yılında Merkezî Türkiye Kız Koleji adıyla hizmete girdi. Kolejin amacı; Adana, Antep, Maraş vb. şehirlerdeki orta dereceli okullardan gelen kız öğrencileri yetiştirerek, bu okulların öğretmen ihtiyacını karşılamaktı3.
Maraş ve civarında Türklerle Ermeniler arasındaki olayların başlangıcı 1854-55 yılları, yani Kırım Harbi dönemine rastlar. 

Rusya ile savaş halindeki Osmanlı Devletinin ve ordusunun bütün ilgisini Rus Harbine yönelttiği sırada Maraş havalisinde bazı aşiretlerle devlet güçleri ve Ermeniler arasında meydana gelen bazı kargaşalar bölgedeki olayların başlangıcı olmuştur. Bunu müteakip, Islahat Fermanının ilan edilmesinden sonra yine bölgede Ermenilere daha yumuşak davranıldığı, daha fazla imtiyazlar verildiği yönünde Müslüman ahalinin tepkisini çeken bazı olaylar ve özellikle İngiliz ve Fransız konsolosların olaylara müdahale etmeleri, Türk yöneticileri küçük düşürücü davranışlarda bulunmaları Maraş'ta gerginliğin daha da artmasına yol açan bir diğer etken olmuştu. Maraş'ta gün geçtikçe  artan Ermeni olayları, 1877-78 Osmanlı Rus Harbi'nin ardından imzalanan Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarından Ermeniler, Rusya ve diğer Avrupa devletlerinin destekleriyle, Müslüman Türk ahaliye ve devlete karşı daha organize eylemler içerisine giriyorlardı. 

1895 yılına kadar Maraş'ta ve özellikle de Zeytun havalisinde, binlerce Müslüman Türk'ün ve Ermeni'nin ölümüyle sonuçlanan olaylar meydana gelmişti.
Çalışmamızda ağırlıklı olarak 1895 Maraş ermeni olaylarının patlak vermesinde etkili olan yabancı misyonerleri özellikle de Amerikalı misyonerlerin faaliyetleri ön plana çıkarılmaya çalışılacaktır. Bu bakımdan tabii olarak olayların başlamasından birkaç yıl öncesi meydana gelen bazı gelişmeler dikkatle incelenmelidir.

Ermeniler diğer şehirlerde olduğu gibi Maraş ve havalisinde de devlete karşı yaptıkları ihtilal denemesi yönündeki hareket ve eylemleri sonunda, devletin bölgedeki güvenlik güçleri tarafından şiddetle cezalandırılıyor lar dı. Ancak kendilerinin Müslüman Türk ahaliye yaptıklarını göz ardı ederek güvenlik kuvvetlerinin kendi isyanlarını bastırmak amacıyla yaptığı her türlü faaliyeti dışarıdaki yandaşlarına ve soydaşlarına, özellikle de Amerika ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Ermenilere aksi şekilde yansıtıyorlardı. Maraş ve havalisinde faaliyet gösteren misyonerler aracılığıyla aktardıkları bilgilerde, Osmanlı ordusunun sürekli olarak Ermeni ahaliyi katlettiği, köyleri boşaltarak yaktığı, Ermeni kızlarının evlerinden kaçırılarak ırzlarına geçildiği yönünde asılsız haberlerle Osmanlı aleyhinde kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlardı. 
Tabiidir ki bu bilgiler Amerikalı misyonerler ve Amerikan ve İngiliz konsoloslukları aracılığıyla dışarıya, yani Amerika ve İngiltere'ye ulaştığı 
için bu hükümetler de Protestan mezheptaşlarının uğradığı bu zulüm karşısında Osmanlı Devleti'nin kısa sürede tedbir almasını ve suçluların yakalanarak cezalandırılmasını talep ediyorlardı 4. Bu iddiaların asılsız olduğu yapılan tahkikatta anlaşılmasına rağmen bu yöndeki haberlerin Amerika'da Women Journal gazetesinin 5 Nisan 1894 tarihli nüshasında yayımlanması üzerine oluşan tepkiler Amerikan halkı üzerinde Ermenilerin ezilmiş toplum olduğu yönündeki propagandalarının başarısını ortaya koyuyordu 5.

Ermenilerin Amerikalıları Osmanlı Devleti'ne doğrudan müdahalesini isteyen çığırtkanlıklarına rağmen Maraş'ta faaliyet gösteren Amerikalı misyonerlerin Boston'daki merkezlerine yazdıkları mektuplar ve bu mektuplar doğrultusunda, Nevvyork'ta yayımlanan Tribün gazetesinde çıkan haberlerde, Ermenilerin her ne kadar ihtilal hazırlığında iseler de, Maraş ve diğer Doğu Anadolu vilayetlerinde istedikleri başarıya ulaşabilecek nüfus çoğunluğuna sahip olmadıkları, nüfus olarak Müslümanlardan çok daha az oldukları 6, bu nüfusla da istenilen başarıya
ulaşamayacakları yazılıyordu.

Şimdilik tek çözüm yolunun Osmanlı Devletinden Ermeniler lehine ıslahatlar yapmasını istemek olacağı yönünde tavsiyelere yer veriliyordu. 
Bu arada Ermeni olaylarının Maraş bölgesinde artması üzerine Osmanlı güvenlik güçlerinin Amerikalı ve diğer misyonerlerin faaliyetlerini sıkı takip ettiği ve bazen de tutuklama yoluna gittiği, bu nedenle Ermeni komitelerine doğrudan yardım etmelerinin zaman zaman mümkün olmadığı yönünde, gelen mektuplar Amerika'daki gazetelerde yer alıyordu 7.


Öte yandan Maraş Amerikan Kız Kolejinde ve Antep, Adana gibi diğer illerdeki Amerikan okullarında görev yapan bazı Ermeni hocaların veya öğretmen kadrosunda görev yapan papazların Amerikan vatandaşı oldukları, hatta Ermeni fesat komitelerinde aktif rol aldıkları da ortaya çıkıyordu. Mesela; Hassa Kazası, Adana ve Cebel-i Bereket kazalarında Ermeni çetelerinin ve şüpheli papazların evlerinde yapılan aramalarda ele geçen evrak arasında çete elebaşları sayılırken, Antep kolej hocalarından ve Maraş'ta da görev yapan Agop Belilyan, 
Aleksan Bezciyan ve Maraş Kolejinde görevle Baron Simbad Gabriyan'ın adları geçiyordu. Bunun üzerine Halep Valisi Hasan Bey, 

2 Eylül 1894 tarihinde yaptığı bir tahkikatla bunların Amerikan vatandaşı olsalar da yakalanıp gerekli cezaya çarptırılacağını bildiriyordu 8.
Yine Maraş Amerikan Koleji hocalarından Kirkor Behisniliyan ve dört arkadaşı, Tarsus'a giderken 27 Aralık 1894'te, Adana'da üzerleri ve eşyalarının aranması sonucu ortaya çıkan mektup ve belgelerden Maraş ve havalisindeki Ermeni faaliyetleri hatta, Muş, Bitlis ve Sasun'daki gelişmeler hakkında bilgi taşındığı ortaya çıkmıştı 9. Hatta bu olay Adana İngiliz Konsolosunun Londra'ya verdiği bilgiler doğrultusunda, Londra'da Times gazetesinde 2 Aralık 1894 tarihli nüshasında Amerikalı bir misyonerin hapse atılması şeklinde, İngilizlerin 
olayı yine diplomatik olarak Osmanlı Devletinin aleyhine çevirme teşebbüsünde bulundukları anlaşılıyor. Ancak yine aynı günkü Dailynews gazetesinin nüshasında Osmanlı kuvvetlerinin Ermenileri Maraş, Zeytun, Bitlis ve Van'da katlettiği, Ermenilerin Osmanlı memurları ve zaptiyeleri tarafından mezalime uğradıkları yönünde haberler yer alıyordu 10.

Ermeni olaylarının memleketin dört bir yanında artarak devam etmesi üzerine devlet askeri tedbirlerin yanı sıra sivil tedbirler de alıyordu. 
Maraş'ta da Ermenilerin topluca ayaklanacaklar ı yönündeki bilgi ve haberlerin artması üzerine, inzibat tedbirlerinin yanı sıra mahalle muhtarları ve imamlar gibi yerli ahaliyi iyi tanıyan yabancıları tespit etmesi mümkün olan kimseler, gördükleri olağan üstü durum ve kişileri güvenlik güçlerine haber vermek hatta şüpheli gördükleri eşya, paket gibi şeylere müdahale yetkisine bile sahiptiler. Bu yöndeki bir örnek, Maraş Ermeni hadiselerinde önemli rol oynadıkları daha sonra yapılan soruşturmalarda da anlaşılan İngiliz Misyoner Lee ve Amerikalı 
misyoner Mikalem'in adlarının karıştığı bir olayda ortaya çıkmıştır. Ermenilerin yurt dışı ile bağlantısını misyonerler aracılığıyla yaptığı zaten biliniyordu.11 Ermenilere gelen her türlü gizli belge hatta silah ve patlayıcı ham maddesinin dolaşımı çoğunlukla misyonerler tarafından sağlanıyordu.

Uluslar arası anlaşmalar gereği yani kapütilasyonların yabancılara verdiği haklarla yurt dışından gelen mal ve eşyaları ülkeye girdiği 
gümrükte mühürleniyor ve hiçbir şekilde yerli makamlar tarafından denetlenemiyordu. Yukarıda sözünü ettiğimiz Amerikalı Mikalem ve 
İngiliz Lee'ye, İskenderun limanından ülkeye girdiği anlaşılan ve Antep üzerinden Maraş'a, evraklarında kitap ve çeşitli eşya olduğu bildirilen sandıklardan şüphelenilmiş ve mahalli görevlilerin şüphe ve ihbar üzerine yaptıkları aramaya söz konusu şahıslar karşı koymaya çalışmışlar ve Halep konsoloslukları aracılığıyla Osmanlı Hükümetine şikayette bulunmuşlardı. Söz konusu sandıklardan şüphelenilmesinin nedeni, içlerinde kitap bulunduğu yönünde beyanda bulunulmasına rağmen sandıkların şekillerinin kitap sandığına benzememesi ve barut kokuyor olmalarıydı. Sandıklar silah sandığı biçimindeydi. Bu durum söz konusu şahısların ifadelerinde, sandıkların içlerinde kitap ve 
şemsiye gibi çeşitli eşyanın bulunduğu yönünde idi. Şahısların büyük direnişine rağmen, sandıklardan çıkan koku üzerine yapılan aramada, sandıklarda barut ve patlayıcı madde olduğu ortaya çıkmıştır". Söz konusu sandıklarda ayrıca Amerika ve Avrupa gazetelerinde Türklerin Ermenilere zulüm ve işkence yaptıkları yönünde gazete kupürleri de ortaya çıkmıştır 12.

 Yine bu sandıklardan Misyoner Lee'ye Boston'dan gelen bir mektupta, Herald gazetesinden gönderilen parçaların mütalaası bildiriliyor ve Ermenilerin Maraş bölgesinde her an harekete hazır tutulmaları, Muş-Bitlis havalisinde hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğu, Ermenilerin daha güneyde Arap bölgesinde de toplantılara başladıkları bildiriliyordu 13. Sadrazamlık bu ve benzeri olaylar karşısında Misyonerlerin konsoloslukları aracılığıyla hükümeti sıkıştırmalarına rağmen Halep vilayeti aracılığıyla Maraş'taki mahalli idarecileri tedbirli olmaları, bu tür olayları bahane ederek yabancı basının Osmanlı Devletine taarruzda bulunmasına meydan verilmemesi yönünde uyarıda bulunuyordu 14.
Yine yukarıda söz konusu Misyonerlere Katolik patrikliği tarafından gönderilen bazı kitapların yapılan incelemeler sonucunda usule uygun olarak nakledilmediği, gümrük evraklarının usulsüz ve gümrükte vurulan kurşun mühürlerinin oynanmış olduğu anlaşılıyordu. 


2. Cİ  BÖLÜMLE DEVAM EDECEKTİR,


..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder